31 Temmuz 2016 Pazar

Aziz Sancar ve Nobel'in Öyküsü-2

 Herkese merhabalar ve mutlu pazarlar :) Ülkece gerçekten zor günler geçiriyoruz.- öncelikle mutlu ve huzurlu günlerimizin en yakın zamanda gelmesini temenni ediyorum-Bu yüzden bu zor günlerde bir umut ışığı olması amacıyla Aziz Sancar ve Nobel’in hikayesi adlı bir seri yazmaya karar vermiştim ve serinin ilk yazısını geçtiğimiz hafta yayınlamıştım-Okumak isteyenler için linki yazının altına ekleyeceğim-.Bugünkü yazım ise serinin ikinci yazısı olucak.Bugünkü yazımda  öncelikle Aziz Sancar’ın 40 yıl üzerinde çalıştığı ve hakkındaki çoğu şeyi aydınlattığı fotoliyaz enziminin nasıl keşfedildiğinden, daha sonra da enzimin genel özelliklerinden bahsedeceğim.Umarım ilginizi çeker ve faydalı olur.Hepinize keyifli okumalar :)

Fotoliyaz enzimi nasıl keşfedildi?
Enzimin keşfi bence oldukça sıradışı ve ilgi çekici.Bir grup bilim insanı bakteriler üzerinde deney yaparken bakterileri önce UV ışığına maruz bırakıyor.Uv ışığının mutasyona sebep olma etkisi olduğundan dolayı hayati genler mutasyona uğruyor bunun sonucunda da hayati proteinler üretilemiyor.Bu da bakterilerin ölümüne sebep oluyor.Buraya kadarki sonuçlar bilim insanlarının öngördüğü sonuçlar.Fakat daha sonra ölen bakteriler mavi ışığa maruz bırakıldığında ölen bakterilerin canlandığı görülüyor.İşte çıkan bu ilginç sonuç fotoliyaz enziminin keşfine sebep oluyor.

Fotoliyaz enzimi hangi canlılarda bulunur?
Fotoliyaz enzimi bakteriler,yılan,kanguru,balık ve bitkiler gibi çok çeşitli canlı gruplarında bulunur.Fakat yüksek memeli hayvanlarda ve insanlarda bulunmaz.Bu durum oldukça ilgi çekici değil mi ? Fotoliyaz gibi ölen bakterilerin canlanmasını sağlayabilecek kadar faydalı bir enzim bakteri gibi basit bir canlıda bulunur da nasıl insan da bulunmaz? Bu konu Aziz Sancar’ın da oldukça ilgisini çekmiştir ve fotoliyaz enzimiyle alakalı çalışmalarını tamamladıktan sonra bu konuyu da aydınlatmıştır.Aydınlatılan bu konuyu da gelecek yazılarımda ele alacağım :)

Fotoliyaz enziminin görevi nedir ?
Fotoliyaz enzimi ışık enerjisini kullanarak güneş ışığından kaynaklı bir mutasyon olan timin dimerini düzeltir.Şimdi tam bu noktada fotoliyaz enziminin keşfine sebep olan çalışmayı inceleyelim.Deneyin ilk aşamasında bakteriler Uv ışığına maruz bırakılmıştı bunun sonucunda UV ışığı timin dimerleri oluşmasına yani dolaylı olarak bakterilerin ölümüne sebep olmuştu.Deneyin ikinci kısmında ölen bakteriler mavi ışığa maruz bırakılmıştı ve bakteriler canlanmıştı.Dönemin bilim insanları ilk önce bu olayı mucize olarak değerlendirse de aslında olan şey fotoliyaz enziminin mavi ışığı kullanarak dimin dimerlerini düzeltmesidir.

Fotoliyaz enzimi nasıl çalışır ?
Fotoliyazdaki iki kofaktör(kromofor=pigment) vardır :Flavin( B2 vitamini) ve Folik asit(B9 vitamini).Folik asit mavi ışık algılamada daha hassastır.Folik asit mavi ışığı algılar ve enerjiyi flavine gönderir.Flavin de timin dimerine elektron enjekte ederek iki anormal karbon-karbon bağını koparır ve normal iki timine çevirir.Ve bu işlem sadece 1,2 nano saniyede yapılır.

Fotoliyaz enzimi DNA’daki hasarlı noktaları nasıl tespit eder?
Hasarın olduğu yerde DNA’nın şekli değişiyor,düz yolda giderken ani bir çıkıntıya rastlamış bir araba gibi düşünün.Bu çıkıntıya gelince fotoliyaz duruyor ve hasarı tamir ediyor.

Fotoliyaz enzimini kısaca anlatmaya çalıştım.Umarım keyif almışsınızdır.Serinin 3.yazısını gelecek hafta yayınlamaya çalışacağım.Gelecek yazıda maxicell adı verilen Aziz Sancar’ın fotoliyaz enzimini çalışırken keşfettiği ve günümüzde çok sık kullanılan bir yöntemden bahsedeceğim.Yorumlarınızı merakla bekliyorum.Detaylı sorularınızı ya da önerilerinizi bilgekoalaa@gmail.com adresine de mail atabilirsiniz.Okuduğunuz için çok teşekkür ederim.Mutlu,huzurlu,sağlıklı günler :)


Dipnot:Serinin ilk yazısının linki: https://bilgekoala.blogspot.com.tr/2016/07/aziz-sancar-ve-nobel-oykusu.html

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Kanserin tedavisi mümkün mü?


Herkese merhabalar :) Blogumu açtığım zamandan beri ilk defa bu kadar çok ara verdim çünkü yazabilmek için içime sinen bir konu bulamadım-merak edenler için ayrıca belirtmek isterim ki Aziz Sancar ve Nobelin Hikayesi adlı serinin ikinci yazısını bu hafta içinde yayınlayacağım-.Yazı yazabileceğim bir konu bulmak umuduyla internette dolaşırken Barack Obama’nın yüksek bir yatırım yaparak kanser tedavisini bulmayı amaçlayan çalışmaları desteklediğini anlatan bir yazıya rastgeldim. Bu yazı bende 2 duygunun oluşmasına sebep oldu.Öncelikle bir başkanın günümüz için büyük önem arz eden çalışmalara maddi destek olarak onların işini bir nebze de olsa kolaylaştırması beni çok mutlu etti.Mutluluktan ayrıca bende oluşan ikinci duygu da meraktı.Çünkü kanser tedavisi bulma yolunda neredeyiz,karanlık tünelin ucundaki ışığı görüyor muyuz yoksa daha uzun yıllar karanlık içerisinde mi ilerleyeceğiz gerçekten merak ediyordum.Bu sebepten biraz araştırma yaptım ve şimdi burdayım sizle de öğrendiklerimi paylaşmaya hazırım.Umarım ilginizi çeker.Hepinize keyifli okumalar :)


İlk olarak Obama’nın yaptıklarından bahsedeyim.Barack Obama son State of Union’ında kanser tedavisi için bilim insanlarıyla birlikte 10 yıllık 264 milyon dolarlık çok geniş kapsamlı bir plan yaptı.Ve başkan yardımcısı Joe Biden’e projeyi kontrol etme sorumluluğunu verdi.


Şimdi gelelim esas soruya kanser tedavisinin keşfi mümkün mü ?
Texas Üniversitesinden James Allison şöyle ifade ediyor:Tedaviyi bulmak çok uzakta ama bazı kanser türleri için umut ışığı var.Ayrıca Allison başka bir röportajında da şöyle ifade etmiş:Umarım insanlar kanser tedavisinin hemen köşeyi döner dönmez karşımıza çıkacağını düşünmüyordur ancak optimistik yaklaşmak için bir hayli sebep olduğunu düşünüyorum.

Peki neden kanser tedavisini bulmak biz insanları bu kadar zorluyor ?
Eminim ki kanser sürecinde tedavi edildi yerine küçüldü ya da geriledi gibi kelimelerin kullanılması çoğumuzun dikkatini çekiyor.Bunun sebebi kanserin sürekli bir tekrar etme riskine sahip olması.Ayrıca geçmiş zamana göre DNA onarım mekanizmaları, hücre döngüsü,kanserin oluşması sebepleri hakkında çok çok fazla bilgiye sebep olmamıza rağmen henüz aydınlatılmayı bekleyen bir sürü konu var.Bunlar da kanser tedavisini bulmakta bilim insanlarını zorlayan konulardan.

Yukarıda bahsettiğim gibi Allison her ne kadar kanser tedavisi bulmaya uzak olsak da bazı kanser türleri için umut ışığı olduğunu söylemiş.Peki kanser türleri arasındaki nasıl bir farklılık bazı türler için tedaviyi kolaylaştırıyor?
Daha önceki bir yazımda detaylıca bahsettiğim gibi-linki yazının sonuna koyacağım merak edenler bakabilir :)- kanser tedavisinde artık kemoterapinin yerine immünoterapi yönteminin kullanılması tercih ediliyor.İmmünoterapi yöntemi kısaca kanserin bağışıklık sistemi tarafından yok edilmesini amaçlıyor.
Melanoma ve akciğer kanseri gibi kanser çeşitleri diğerlerine kıyasla daha çok mutasyonla oluştuklarından hücre yüzeylerindeki antijenlerinde daha fazla farklılık oluyor.Bu farklılık bağışıklık sistemi hücrelerinden T lenfositlerin onları daha kolay tanımasını ve öldürmesini sağlıyor.Fakat pankreas ve prostat kanserleri mesela bağışıklık sistemi tarafından daha zor fark ediliyor bu da tedaviyi zorlaştırıyor.


Tedavisi bu kadar zor olan kanseri önlemek için yapılabilecek bir şeyler var mı?
Yetkililer tarafından yapılan açıklamaya göre 1991-2012 yılları arasında tam 1.7 milyon kanser hastasının ölümü tedbirle (göğüs ve kolon kanseri taramaları,sigara azaltımı) önlenmiş.

Kanser günümüzde maalesef gittikçe yaygınlaşan bir hastalık güzel okurlar.Kendi alabileceğimiz tedbirlerle en azından yakalanma riskini azaltmak mümkün.Bunun için öncelikle yediklerimize dikkat etmemiz gerekiyor çünkü yetiştirilen sebze meyvelerde kullanılan kimyevi ilaçlar,paket yiyecekler bozulmasın diye kullanılan koruyucuların çoğu maalesef kanserojen etkiye sahip.Ve tabii ki türlü türlü zararlarından biri de kansere yakalanma riskini arttırma olan sigaradan da mutlaka uzak durmak gerekiyor.Hepimize mutlu,huzurlu,sağlıklı günler :) Okuduğunuz için çok teşekkür ederim.

Dipnot1:Yukarıda bahsettiğim immünoterapiyle alakalı yazı linki :
Dipnot2:Öncelikle söylemeliyim ki birazdan söyleyeceklerimin hiçbiri reklam amaçlı değildir.Sadece kendimin hormonsuz ve doğal meyve ve sebze almak da gerçekten güvendiğim ve işletmelerinin güvenilirliğini kendi gözlerimle de test ettiğim bir internet sitesini sizle de paylaşmak istedim.Link’i bırakıyorum isteyenler bakabilir :) http://www.hasanbey.com/

21 Temmuz 2016 Perşembe

Aziz Sancar ve Nobel Öyküsü

Herkese merhabalar :) Benim hayattaki en büyük rahatsızlıklarımdan biri: Bilimle alakalı bir kitap ya da makale okurken Türk bilim insanlarının isimleriyle karşılaşmamam.Bundan ırkçı olduğum kanaatine varılmasını istemem aksine hayatta en çok karşı çıktığım şeylerden biri ırkçılıktır.Hiçbir insan ırkından dolayı başka bir insana üstün olamaz.Fakat kitaplarda ya da büyük buluşlarda Türk bilim insanlarının adlarıyla karşılaşmak benim gibi daha bu yolun çok başında olan bireylere büyük bir umut timsali olmaktadır.İşte tam bu sebepten ötürü Aziz Sancar’ın 2015 yılında Nobel Ödülünü alması beni çok mutlu etti.Burdan -her ne kadar %99 ihtimal okumayacak olsa da- Aziz Sancar’a büyük buluşlarından ayrıca bize de bir örnek ve umut olduğu için çok teşekkür ediyorum.

Aziz Sancar’a ülkemizde gösterilen ilgi de beni ayrıca mutlu etti.Fakat Aziz Sancar ve nobeli konusunda beni üzen 2 tane nokta var.Birincisi, Aziz Sancar’ın onu Nobel’e götüren araştırmalarını Amerika’da yapmış olması.Bu konuda kesinlikle Aziz Sancar’ı suçlamıyorum çünkü ülkemizde doktora ya da doktora sonrası çalışmalara -maalesef- ne kadar az fon yatırıldığını biliyor ve bu konunun en yakın zamanda daha iyi hale gelmesini ve ülkemizde de bu sayede çok güzel çalışmalar yapılmasını umuyorum.İkinci nokta ise, ülkemizdeki çoğu insan Aziz Sancar’ı tanırken onun çalışmalarını bilen çok az insanın olması.Bu yüzden bu yazı dizisinde (yazı dizisi diyorum çünkü Aziz Sancar’ın o kadar çok araştırması ve büyük buluşu var ki bunları bir yazıya sığdırmak imkansız) Aziz Sancar’ı adım adım Nobel’e götüren araştırmalarından ve buluşmalarından bahsedeceğim.Bu uzun girişle sizleri sıktıysam affınıza sığınıyorum ve hepinize keyifli okumalar diliyorum.


Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki Aziz Sancar birçok araştırma ve büyük buluş yaptı demiştim ya bu araştırmaların büyük bir ortak noktası var: hepsi DNA onarım mekanizmasıyla ilişkili.Şimdi öncelikle DNA nasıl hasara uğruyor ona bakalım.


DNA hasarı bilimsel adıyla mutasyon nasıl oluşur?
DNA bizim genetik materyalimizdir ve transkripsiyon (DNA’dan mRNA yani mesajcı RNA oluşması olayı) ve translasyon (mRNA’dan protein oluşması olayı) olaylarıyla proteinler oluşturur.Bu şekilde hücreyi ve dolaylı yoldan organizmayı yönetir.Bu yüzden DNA’nın hasar almamış şekilde gelecek hücrelere ve yavrulara aktarılması çok önemlidir.Fakat günlük hayat içerisinde çeşitli etkenler (sigara,yiyeceklerin içerisindeki kanserojen maddeler,hücre içerisindeki metabolizma sonucu oluşan bazı bileşikler) DNA’yı oluşturan bazların ki bunlar 4 çeşittir (adenin,guanin,timin ve sitozin) kimyasal yapılarını değiştirerek mutasyonlara sebep olurlar.Bu konu hakkında son olarak ileride anlatacaklarımı daha iyi anlamanız için şunu da eklemek istiyorum: Güneş ışınlarıyla Dünya’mıza ulaşan UV ışınları da DNA’mızda hasar yapar ve timin dimerleri dediğimiz 2 adet timin bazının bağ yapmış şekli diye tarif edebileceğim bir yapıyı oluştururlar.


DNA onarım mekanizmalarını aydınlatmak neden Aziz Sancar’ı Nobel’e götürecek kadar önemlidir?
DNA hasar gördükten sonra eğer onarılmazsa hücrelerin gereğinden fazla bölünmesi diye tarif edebileceğimiz kanser hastalığına, hücrenin ölümüne ya da zararlı metaboliklerin üretilmesine sebep olabilir.Aziz Sancar gibi bilim insanlarının DNA onarım mekanizmalarını(çoğul eki kullandım çünkü DNA’yı onarmak için kullanılan birden fazla mekanizma var ve diğer iki önemli mekanizmayı keşfeden bilim insanları 2015 Nobel Kimya Ödülünü Aziz Sancar ile paylaştılar.) keşfetmesi kanser hastalığının tedavisini bulmak için gerçekten büyük önem arz ediyor.

Bugünkü yazım böylece sona erdi.Bu serinin gelecek yazısında UV ışınları altında ölen bakterilerin mavi ışığın altında canlanmasıyla bulunan bir enzimden ‘fotoliyaz’ yada bilim dünyasındaki adıyla ‘Sancar enziminden’ bahsedeceğim.Okuduğunuz için çok teşekkürler…Hepinize mutlu huzurlu günler…


Dipnot:Bu konu ile ilgili benim genel bilgi edinmek için kullandığım kaynak Orhan Bursalının Aziz Sancar Ve Nobel’in Öyküsü adlı kitabı.Kitap gerçekten çok akıcı bir roman ama aynı zamanda da çalışmalar hakkında çok bilgilendirici hepinize tavsiye ederim

19 Temmuz 2016 Salı

Çılgın bir operasyon : Yüz Nakli


Herkese merhabalar :) Umut hayattaki en güzel şeylerden biri bence sevgili okurlar.Tam olarak bu sebepten ötürü bugünkü yazımda sizlere umut dolu bir yaşam öyküsünden bir başkasının evini kurtarmak isterken kendi hayatı bir an içinde mahvolan ama buna rağmen asla hayattan vazgeçmeyen ve hepimize örnek teşkil eden bir insandan Patrick Hardison’dan bahsedeceğim.Geçtiğimiz günlerde Popular Science dergisini okurken karşılaştığım Patrick beni çok etkiledi ve daha detaylı araştırarak sizlere onun hikayesini anlatmaya karar verdim.Umarım hoşunuza gider.Hepinize keyifli okumalar :)



5 eylül 2001’de Mississippi’de bir karavanda yangın çıkıyor ve itfaiye ekipleri müdahale için hemen olay yerine intikal ediyor.Bugünkü yazımın kahramanı Patrick de bu ekibin parçası. Fakat Patrick’i diğer ekipten ayıran bir özellik var: karavanın çatısı düştüğünde karavanda bulunan tek kişi o.Ve bu talihsiz olay sonucu Patrick’in oksijen maskesi eriyip yüzüne yapışıyor ve yüzü -maalesef- kül oluyor.


Bu talihsiz olay sonrasında Patrick tamı tamına 71 ameliyat geçiriyor fakat yüzü hala insan içine çıkamayacağı bir halde kalıyor.İşte tam bu noktada Patrick’in hayatının dönüm noktası diyebileceğimiz bir olay gerçekleşiyor: Dr.Eduardo Rodrigez ona yüz nakli yapmayı teklif ediyor.2015 yılında uygun bir bağışçı bulunuyor (Brooklyn’li bir bisiklet tamircisi olan David Rodenbaugh) ve Patrick ameliyat oluyor.


Ameliyat sonrası Patrick vücudunun organ bağışını reddetmemesi için sabah 8 ve akşam 8’de 15 tane hap içiyor.Hepimize göre bu durum tam bir işkence gibi gözüküyor değil mi ama bir de Patrick’in bu zorluklara rağmen neler hissettiğine bakalım:Ameliyatın hemen ardından insanlar yüzüme bakmayı bıraktılar.Hastaneden taburcu olduğum gün Macy’s mağazasına gidip biraz alışveriş yaptım ve hiç kimsenin bana gözünü dikip bakmadığını fark ettim.Yüzüm şiş de olsa, altı üstü çene ameliyatı geçirdiğimi sanıyorlardı.Bu gerçekten harika bir duyguydu.

Bu ameliyat Patrick’e sadece insan içine çıkma fırsatı değil ayrıca düzgün bir görüş alanı da sağladı.Çünkü Patrick ameliyattan önce dünyaya sadece iki küçük delik diye tarif edebileceğimiz bir yerden bakıyordu.Şimdi ise akıllı telefonu bile rahatça kullanabiliyor.Ayrıca şimdiki hayatına daha detaylıca bakarsak şunu görüyoruz:Patrick sanılanın aksine evinde münzevi bir hayat geçirmek yerine hayatını doyasıya yaşamayı seçti.

Bugünkü yazımın da sonuna geldik.Umarım keyif almışsınızdır.Patrick’in hayatıyla ya da ameliyatla ilgili detayları merak edenler bilgekoalaa@gmail.com ‘a mail atabilir cevaplamaktan mutluluk duyarım.Hepinize mutlu huzurlu günler:)

17 Temmuz 2016 Pazar

Uyumadan önce yapılmaması gereken 3 şey

Herkese merhabalar.Maalesef ülke olarak çok zor günler geçiriyoruz.Bu yüzden yazıma başlarken öncelikle güzel günlerin gelmesini temenni ediyor ve artık kötü olaylar yüzünden değil de bir bilim insanımızın nobel almasıyla heyecanlanacağımız günlerin gelmesini umutla bekliyorum.Özellikle son günlerle yaşadığımız stresle birlikte zaten çok yaygın olan uykusuzluk problemi giderek artmaya başladı.Bu sebepten ötürü bugünkü yazımda yaptığımız zaman uykularımızı kaçıran ve bizi rahat bir uykudan alıkoyan 3 alışkanlıktan bahsedeceğim.Sağlıklı bir yaşam için kaliteli uyku olmazsa olmazlardan olduğu için bu 3 alışkanlığı yapıyorsanız derhal terk etmenizi tavsiye ediyorum.Umarım hepinize faydalı bir yazı olmuştur.Keyifli okumalar...

1.Yataktayken telefon/tablet kullanmak
Teknoloji çağına girdiğimiz günden beri telefonlarımız hepimizin vazgeçilmez bir parçası oldu.Artık neredeyse her insan  sosyal medyada vakit geçirmeden uyumuyor.Fakat uzmanlar tarafından yapılan araştırma sonuçları teknolojik aletlerin yaydıkları ışıkların vücudumuzda melatonin hormonunun salınımını engellediğini başka bir deyişle kaliteli bir uykuyu önlediğini söylüyor.

15 Temmuz 2016 Cuma

Kansere yeni çözüm:Kanser aşısı


Herkese merhabalar :)Bugünkü yazımda öncelikle kısa bir şekilde günümüzde en yaygın hastalık olan kanser hastalığından ve ardından da Alman bilim insanları tarafından yeni keşfedilen ve insanlık için büyük bir umut olan bir yöntemden bahsedeceğim.Umarım ilginizi çeker.Hepinize keyifli okumalar :)


Kanser nedir?
Kanser, hücrelerde DNA’nın hasarı sonucu hücrelerin kontrolsüz veya anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıdır. Günde vücudumuzda (DNA'da) yaklaşık 10.000 mutasyon olmasına rağmen immün sistemimiz her milisaniye vücudumuzu tarar ve kanserli hücreleri yok eder.Sağlıklı vücut hücreleri bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre ne zaman ve nerede bölünebileceğini bilme yeteneğine sahiptir
Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri toplanarak urları (tümörleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler ya da tahrip edebilirler.
T hücrelerinin kanserli hücrelerle savaş anı 

Son yıllarda kanser için kullanılan tedavi yöntemi bildiğimiz üzere kemoterapi.Fakat kemoterapi hem hastalığı iyileştirmede yüksek oranlarda başarılı olamıyor hem de ciddi yan etkilere sahip.Bu sebeplerden dolayı bilim insanları son yıllarda immünoterapi denilen ve kanseri kemoterapi yöntemini kullanmaksızın bağışıklık sistemini güçlendirerek yenmeyi planlayan tedavi üzerinden çalışıyorlar.

Yapılan çalışmalar geçtiğimiz günlerde Almanya’da meyvesini verdi.Bilim insanları Truva Atını verdikleri kanser aşısını ürettiklerini tüm dünyaya duyurdu.Truva atı kanser hücrelerine ait RNA’ları içeren  bir nanoparçacık.Truva Atı virüs kılığında kanserli hücrelere giriyor ve bu enfeksiyon kanserle savaşan T hücrelerini harekete geçiriyor.Yöntem henüz daha çok yeni fakat üzerinde uygulanan 3 kişide de olumlu yanıt verdi.

Bugünkü yazım da böylece sona erdi.Okuduğunuz için hepinize çok teşekkürler.Herkese huzurlu mutlu günler :)

Kaynakça: https://tr.wikipedia.org/wiki/Kanser / popular science dergisi 

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Dünya Üzerindeki Son Gelişmeler :)


Herkese merhabalar :) Bugünkü yazımda sizlere biz Türkiye’de terör olayları,başkanlık sistemi ve maalesef gün geçtikçe artan şehitlerimizi konuşurken(hepsine Allah’tan rahmet ve geride kalanlarına sabır diliyorum) Dünyanın çeşitli yerlerinden yapılan buluşlardan, geliştirilen tedavilerden bahsedeceğim.Umarım ilginizi çeker.Hepinize keyifli okumalar :)


Bakteriye veri yazmak:
Harvard Üniversitesidenki bilim insanları CRISPR  olarak adlandıralan genom düzenleme tekniğini kullanarak bakteri hücrelerine veri yazmayı başardı.Araştırmacılardan Seth Shipman ve Jeff Nivala şöyle ifade etti :Bunu nasıl hesaplayacağınıza bağlı olarak değişir ama 30 ila 100 bayt arasında bir bilgi yükledik.Canlı hücrelere kod yazma işlemi başta çok basit gözükse de aslında çok önemli bir gelişme.Çünkü bu yöntem kullanılarak bakteriler zararlı organizmaları öldürmeye veya insan hormonlarını salgılamaya kodlanabilir.


Plüton’un kalbi atıyor:
Geçtiğimiz yıl Yeni Ufuklar(New Horizons) olarak adlandırılan uzay aracı sayesinde Plüton’u daha yakından tanıma şansı yakaladık.Bu sayede Plüton hakkında sayısız keşifler yapıldı.Şüphesiz bu keşiflerden en dikkat çekici olanı gezegenin üzerindeki kalp şeklindeki oluşum.Geçtiğimiz günlerde Washington ve Purdue Üniversitelerindeki bilim insanları bu oluşumla ilgili yaptıkları araştırmanın sonuçlarını yayınladı.Sonuçlara göre gezegende gerçekleşen yükselme ve donma olayları sayesinde kalp şeklindeki oluşum yani bilimsel adıyla Sputnik Düzlemi üzerindeki buzlar sürekli olarak yenileniyor başka bir deyişle Plüton’un kalbi gerçekten atıyor.

Bugünkü yazım da böylece sona erdi fakat bitirmeden önce sizlere geçen gün duyduğumda çok şaşırdığım bir bilgiden bahsetmek istiyorum.Küçüklüğümden beri bulutları çok sever ve yapılarını çok merak ederim fakat daha önce bulutlarda yaşam olabileceği hiç aklıma gelmemişti.Gerçekte ise 2 milyon ton bakteri ve 55 milyon ton mantar sporu ve alg bulutlar üzerinde yaşıyormuş.Hatta bu canlılar su buharının yoğunlaşıp yağmur olmasına büyük bir katkı yapıyormuş.İlginç değil mi?
Dipnot:Herkese mutlu huzurlu günler :)

12 Temmuz 2016 Salı

Kök hücreyle gelen mucize

Herkese merhabalar :)Bugünkü yazımda tıp dünyasında büyük bir çığır açacak bir tedaviden bahsedeceğim.Tıp dünyasındaki buluşlarla birlikte bunun gibi tedavilerin çoğalması ümit ediliyor.Umarım ümitler gerçek olur.Hepinize keyifli okumalar :)



Felç dediğimiz rahatsızlık beyni besleyen kan damarlarında pıhtı sebebinden akışın durmasıyla gerçekleşir ve motor hareket dediğimiz yürüme,koşma kısacası hareket etme ve konuşma gibi kabiliyetlerin kaybına neden olur.Bu hastalığın en büyük nedeni -%50’lik bir kesimin felçli olma nedeni- yüksek tansiyondur.Ayrıca  şeker hastalığı, yüksek kolesterol, kan basıncını yükselten ani sıcaklık değişiklikleri, sigara kullanımı, aşırı yorgunluk, uzun süre güneşte kalma ve fazla yemek yeme bu hastalığın diğer sebeplerinden.

Hepimizin bildiği ve yukarıda da bahsettiğim gibi felç gerçekten insanları zor  durumda bırakan ve henüz tedavisi -maalesef- bulunamamış bir hastalık.Fakat geçtiğimiz günlerde ABD Stanford Üniversitesinde bilim insanları ve doktorlar buldukları umut vaat edici bir tedaviyi açıkladılar.Gelin hep birlikte bu tedavinin detaylarını inceleyelim.

Stanford Üniversitesinde geliştirilen yöntem, Amerikan Sanbio biyoteknoloji firması tarafından 18 hasta üzerinde uygulandı ve araştırma sonucunda felçli insanların iyileşip yürüdüğü hatta konuşabildiği gözlemlendi.Araştırmacılardan Gary Steinberg şöyle ifade etti : İlk denemeyi, sadece sol el baş parmağını oynatabilen 71 yaşındaki bir kadın hasta üzerinde gerçekleştirdik.Şu anda yürüyebiliyor.Dahası, kollarını yukarı doğru kaldırmayı da başardı.Bu kadar mucizevi bir tedavinin sadece lokal anestezi ve hastanede 1 gece konaklama gerektirdiğini de söylemeden geçemeyeceğim.

Mucizevi tedavinin detaylarına geçelim şimdi de.Felçli hastaların iyileşmesi için beyinlerinin motor hareket kontrol merkezlerine kök hücreler enjekte ediliyor ve daha sonra iyileşme süreci başlıyor.Tabii ki şimdi akıllarımıza kök hücre nasıl olur da böylesine hasarlı bir beyini yenileyebilir sorusu geliyor.Araştırmacılar bunu kendilerinin bile bilmediğini tek bildiklerinin beynin kendini onarabilme kapasitesini hafife aldığımızı söylüyorlar.

Bugünkü yazımın da sonuna geldik.Bugünkü yazıda biyoloji bilimin dinamikliğini tekrardan görmüş olduk.Bu çalışmadan önce beynin hasar gören kısımlarının ölmüş olduğu düşünülüyordu fakat şimdi onların onarılmayı beklediğini görüyoruz.Umarım bu tedavi bir çığır açar ve tüm felçli hastalar şifa bulur.Hepinize mutlu huzurlu günler :)

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Son zamanların en ilginç bakteri grubu:Elektron Yiyiciler

Herkese merhabalar :)Bugünkü yazımda sizlere yeni keşfedilen ve şu an için pek çok gizem barındıran, her duyanı şaşkına çeviren bir bakteri grubundan bahsedeceğim.Umarım ilginizi çeker.Keyifli okumalar :)


Bildiğimiz üzere bakteri alemi çok çeşitlilik içeren bir alem.Şekilleri,büyüklükleri,hastalık yapıp yapmamaları veya bugünkü yazımda bahsedeceğim gibi beslenme şekillerine göre çeşitli gruplara ayrılırlar.
Her canlı gibi bakteriler de solunum yapmak,enerji ihtiyaçlarını karşılamak,gerekli proteinleri sentezlemek gibi çeşitli amaçlar için beslenmek zorundadır.Fakat beslenme yolları bakteri türleri arasında farklılık gösterir.Kimi heterotroftur yani başka canlıları ya da onların ürettiklerini tüketerek beslenirler.Kimisi ise ototroftur yani fotosentez ya da kemosentez yaparak ihtiyaç duyduğu besini üretir.Bugün bahsedeceğim bakteriler ise enerjilerini elektron yiyerek karşılıyor.Şaşırtıcı değil mi? Şimdi gelin elektron yiyicilerin gizli dünyalarına doğru keşfe çıkalım.




Geçtiğimiz yıl biyofizikçi Moh El-Naggar ve öğrencisi Yamini  Jangir, Güney Dakota’da bulunan LUX’un ev sahibi olmasıyla meşhur eski bir altın madenine gittiler.Ama onların amaçları çoğunluk gibi atom altı parçacık bulmak değil, elektron yiyicilerin gizli dünyasına birazcık da olsa ışık tutmaktı. Moh El-Naggar ve öğrencisinin bu yol gibi çetrefilli bir yol seçmesinin sebebi ise elektron yiyicilerin insan eli değmemiş ortamlarda yaşıyor olmaları.

Şimdi gelelim araştırmanın sonuçlarına.Araştırmanın sonuçlarına göre bu bakteriler mineral veya metalleri sindiriyor ve bunun sonuncunda da ya elektron tüketiyor ya da soluyorlar.Ayrıca, elektron yiyici bakterilerin elektrondan enerji elde ettiği 2 yol tanımlandı.


Bir grup bakteriler elektronları hücre zarından direkt alıp öyle kullanıyorlar(Resimdeki mor bakteri yani direct uptake).Bazı bakteri grupları ise hücre dışına enzim salgılayıp sudan elde ettiği protonu elektronla birleştirip,oluşan hidrojeni tüketiyor(resimdeki mavi mi yeşil mi karar veremediğim bakteriler indirect uptake)

Bugünlük yazımın sonuna geldik.Umarım ilginizi çekmiştir ve keyif almışsınızdır.Mutlu huzurlu günler :)

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Unutkanlık hastalığı:Alzheimer

Herkese merhabalar :) Bugünkü yazımda öncelikle -maalesef- görülme sıklığı gittikçe artan ve artık yaşlıların korkulu rüyası haline gelen  alzheimer hastalığından bahsedeceğim. Daha sonra ise bilim insanları tarafından yakın zamanda bulunan ve alzheimer ‘a çözüm olması beklenen bir bileşikten söz edeceğim.Hepinize keyifli okumalar :)
Alzheimer’ın sebepleri nelerdir ?
Alzheimer’ın sebepleri günümüzde kesin olarak bilinmemektedir.Fakat yapılan araştırmalar sadece alzheimer’lı hastalarda bulunan amiloid plaklarının yüksek ihtimal bu hastalığın sebebi olduğunu göstermektedir.
Amiloid plakları nedir,nelerden oluşur?
Amiloid plakları anormal yapılardır ve bu zamana kadar yalnızca alzheimer’lı hastalarda rastlanmıştır. Bu plaklar amiloid beta adı verilen yaklaşık 36-43 aminoasitten oluşan proteinlerden oluşurlar.
Amiloid beta proteini nasıl alzheimer’a sebep olabilir ?
Hepimizin bildiği üzere beyin bizim için hala büyük bir sır.Beynimizin nasıl işlediği,bilgileri nasıl depo ettiği ya da beyinle alakalı olduğu düşünülen hastalıkların(bu kategoriye tabii ki alzheimer da dahil)  nasıl oluştuğu bilim insanları tarafından yüzyıllar boyunca merak edilmiş araştırılmış fakat henüz tam olarak aydınlatılamamıştır.
Alzheimer hakkında yakın zamanlarda yapılan tüm çalışmalar nihayetinde şu sonuca ulaşılmıştır:Anormal proteinler olan amiloid betalar hücresel inflamasyon ve hücre ölümlerine sebep oluyor.Bu olaylar sonucunda da ‘unutma hastalığı’ olarak bilinen alzheimer ortaya çıkıyor.


kenevir bitkisi 

 Alzheimer’la alakalı kısa bir bilgilendirmeden sonra şimdi yapılan yeni bir çalışmadan bahsedeceğim.Bahsedeceğim çalışma Salt enstitüsünde yapay nöronlar kullanılarak yapılmış.
Bu çalışmanın sonucu nedir?
Çalışmanın özet halindeki sonucunu araştırmacı Prof.David Schubert şöyle açıklıyor: Daha önceki araştırmalar kenevirin nöronları Alzheimer’a karşı koruduğunu göstermişti.Bizim çalışmamız ise kenevirin nöronlarda hem inflamasyon hem amiloid beta birikimini önlediğini ilk kez gösterdi.
Kenevirdeki hangi madde ya da maddeler amiloid beta birikimini  azaltıyor?
Araştırmanın sonuçlarına göre kenevirdeki tetrahidrokannabinol bileşiği hücreden amiloid beta atılımını sağlıyor.


Yazımın son cümlelerinde küçük bir şeyden daha bahsetmek istiyorum.Alzheimer hepimizin başına gelebilecek maalesef şu an için tam çözümü bulunamayan bir hastalık.Bu yüzden elimizden geldiğince önlemler almalıyız.Ve şu ana kadar etkisi ispatlanan önlemlerden biri fiziksel aktivite yapmak.Hayatınızdan hareketi eksik etmeyin.Hepinize zaman ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim :) yorumlarınızı bekliyorum…

7 Temmuz 2016 Perşembe

Küresel ısınmayı durdurmak için yeni çözüm yolu

Yaz aylarının ve dolayısıyla kavurucu sıcakların gelmesiyle birlikte hepimiz küresel ısınmanın etkilerini tecrübe etmeye başladık.Bugünkü yazımda bu soruna çözüm bulmayı hedefleyen bilim insanları tarafından yeni keşfedilen bir yolu anlatacağım.Hepinize keyifli okumalar :)


  • Küresel ısınmanın en önemli sebeplerinden biri atmosferdeki karbondioksit miktarının artışı. Başka bir deyişle eğer atmosferdeki karbondioksit miktarını azaltabilirsek küresel ısınmayı ve onun etkilerini durdurabiliriz.

  • Bilim insanları atmosferdeki karbondioksit miktarını azaltabilecek bir yol bulduklarını geçtiğimiz günlerde açıkladılar : karbondioksiti bazalta enjekte etmek.Mekanizma şöyle çalışıyor : Karbondioksit suyla birlikte yer altındaki bazalt yataklarına enjekte ediliyor.Su reaksiyonları mümkün kılıyor ve karbondioksit bazaltla iyice bütünleşiyor. Böylece karbondioksitin geri salınımı gibi bir ihtimal de ortadan kalkmış oluyor.
  • Araştırmanın raporlarına göre : 2012 yılında 250 ton karbondioksit yer altındaki bazalt yataklarına enjekte edilmiş ve seneler sonra bu yataklar incelediğinde karbondioksitin %95'inin katılaşmış bazalta dönüştüğü görülmüş.

  • Şimdiyse tüm çalışmalar bu yolun dezavantajlarını ( mesela maliyetinin çok yüksek olması ve her ton karbondioksitle birlikte 25 ton suya ihtiyaç duyması gibi ) azaltarak hemen faaliyete dönüştürülmesini amaçlıyor.
Bugünkü yazımın da böylece sona erdi. Hepinize zaman ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim :)

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Ozon tabakası üzerindeki incelme azalmaya başladı

Merhabalar :) Bugünkü yazımda güzel bir gelişmeyi sizlerle paylaşıyor olacağım. Hepinize keyifli okumalar...
Ozon tabakası Dünya'dan 20-30 kilometre uzakta bulunan, yapısında ozon adı verilen 3 atom oksijenden oluşan moleküleri bulunduran ve güneşten gelen ultraviyole ışınları absorbe ederek insanları deri kanseri,katarakt,bağışıklık sistemi baskılanması gibi önemli hastalıklardan koruyan, stratosferin bir tabakasıdır.

Ozon tabakası üzerindeki incelme ilk defa 1980'lerin ortasında fark edildi.Bu incelmeye başlıca kloroflorokarbon(CFC) adı verilen bir bileşik sebep oluyordu ve maalesef bu bileşik saç spreylerinden tutun da klimalara kadar çok çeşitli maddelerin yapısında bulunuyordu.Bu incelmenin Dünya'daki canlılar açısından önemi fark edilince 1987 yılında imzalanan Montreal protokolüyle kloroflorokarbonun kullanımına sınır getirildi.



Anlaşma yapılmasına rağmen kimyasal maddelerin ozon tabakasına yaptığı tahribat hızlı geçicek gibi görünmüyordu nitekim 2015 yılında yapılan ölçümler durumun ciddiyetini bir kere daha gösterdi.Ozon tabakası 2000 yılından 2015 yılına kadar yaklaşık 4 milyon kilometre yani bir benzetme yaparsak Hindistan'ın yüz ölçümü kadar küçülmüştü.



Yapılan son çalışmaların sonuçları ise oluşan zararın kapanması konusunda umut oldu.Sonuçlar gösteriyor ki özellikle Antartika üzerindeki ozon tabakası incelmesi azalmaya başladı.Umarım bu gelişmeler aynı şekilde devam eder.Ve biz insanlar da Dünya'ya kendi ellerimizle verdiğimiz zararları bir nebze olsun telafi edebiliriz.Zaman ayırıp okuduğunuz için hepinize çok teşekkürler :)

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Otizm tedavisinde umut ışığı

Otizm, 3 yaştan önce başlayan ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan aynı zamanda beynin gelişimini engelleyen bir hastalıktır. Maalesef günümüzde bazı sebepleri bilinmesine karşın(gebeliğe bağlı diyabet ve bazı tanımlanan genler) otizmin kesin sebebi ve tedavisi henüz bulunamamıştır.


  • Fakat, geçtiğimiz günlerde sonuçları yayınlanan Amerikada çeşitli üniversitelerin katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırma otizm tedavisinde umut ışığı oldu.Araştırmanın sonuçlarına göre otizmli çocukların %3'ü kendi kendine iyileşebilmektedir.
  • Ayrıca iyileşen bu çocukların sosyal becerilerini de geliştirdikleri kanıtlanmıştır.Yalnızca %20'lik bir kesim göz kontağı kurma ya da abartılı jest ve mimik kullanma gibi sıkıntılar çekmektedir.

  • Araştırmacılar bu iyileşme süreçlerini inceleyerek otizm tedavisini bulma yolunda ilerleyemeyi planlıyor.Özellikle semptomların sırayla değil de komple kaybolması bilim insanları için hala büyük bir sır.
Bugünkü yazım böylece sona erdi.Hepinize zaman ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim :)

'Otizmin farkındayız,onların yanındayız'

1 Temmuz 2016 Cuma

Doğduğunuz ay ileride yakalanacağınız hastalıkları belirleyebilir

Merhabalar :) Bu zamana kadar doğduğumuz ayın sadece burcumuzu etkilediğini düşünüyorduk fakat Columbia Üniversitesinde Dr.Tatonetti ve çalışma arkadaşları tarafından yapılan araştırma doğduğumuz ayın aslında gelecekte yakalanabileceğimiz hastalıkları da belirleyebileceğini gösterdi.


  • Bu araştırma 1985-2013 yılı arasında hayatta olan çeşitli yaş gruplarından ve kuzey yarımkürede yaşayan  yaklaşık 1.7 milyon insan üzerinde yapılmış.Ve araştırma sonucunda insanın doğduğu ayın ileride yaklaşık 55 hastalığa (bu hastalıklara astım ve kalp rahatsızları da dahil) yakalanma riskini etkilediği bulunmuş.
  • Araştırmanın sonuçlarına göre ekim ve kasım ayında doğan  insanların ileride hastalığa yakalanma riskleri daha yüksek.Mayıs ayında doğanlar ise en düşük riske sahip.
  • Tabii ki bu sonuçlar ekim ve kasım ayı doğumlu insanları karamsarlığa itmemeli.  Araştırmacının yürütücüsü Dr.Tatonetti şöyle diyor: uygulanan diyet ve bireyin yaptığı egzersizlerle karşılaştırıldığında doğum ayı yakalanılacak hastalıklar üzerinde çok düşük bir etkiye sahiptir.
Kaynakça: http://www.sciencealert.com/the-month-you-re-born-may-affect-your-risk-of-certain-diseases-research-suggests
Zaman ayırıp okuduğunuz için hepinize çok teşekkürler :)