Herkese yeniden merhabalar :) Blog'a uzun süreli bir ara vermiştim. Öncelikle bu ara için hepinizden özür diliyorum. Şimdi büyük bir heyecanla tekrar yazmaya başladım. Her hafta elimden geldiğince sizleri bilim dünyasındaki son gelişmelerden ya da genel olarak biyoloji hakkında bilgilendiren yazılar yazacağım. Umarım hoşunuza gider ve keyifle okursunuz :)
Bu haftaki yazımın konusu vücudumuzun enerji üreticisi ve organellerin bana göre en önemlisi olan mitokondri. Çoğumuzun bildiği ve bize ders kitaplarında anlatıldığı üzere mitokondri glukoz ve oksijeni krebs ve oksidatif fosforilasyon yollarını kullanarak ATP ve karbondioksite çeviren organeldir. Ama aslında mitokondrinin enerji üretmekten başka çok önemli ve çeşitli görevli vardır. İşte bugünkü yazımda ben de bu görevlerden bahsedeceğim. Keyifli okumalar :)
1.Yapılan araştırmalar kanserli hücrelerin %80'inde mitokondri hasarı bulunduğunu gösteriyor. Bu hücreler mitokondrileri hasarlı olduğundan enerji ihtiyaçlarını glikoliz adı verilen yolla karşılar ve yüksek miktarda laktik asit üretirler. Bu yüzden de kanserli hücrelerin olduğu ortam fazla asidik olur ve normal hücreler bu ortamda yaşayamaz.
2.Doğanın en temel kurallarından biri de şudur: Her canlı doğar,büyür ve ölür. Çoğu canlıda ve çok rahat gözlemleyebileceğimiz üzere insanlarda büyüme ve ölme safhalarının arasında yaşlanma adını verdiğimiz bir süreç vardır. Ve insanlık tarihi boyunca yaşlanmanın nasıl gerçekleştiği büyük bir merak konusu olmuştur. Bu konuda henüz tam olarak kanıtlanan bir hipotez olmasa da genel olarak en kabul edilen hipotez ‘mitokondriyel yaşlanma hipotezi’dir.Bu hipoteze göre yaşlanma olayı şöyle gerçekleşir: Enerji üretiminin son safhası olan oksidatif fosforilasyonda (bu olay mitokondride gerçekleşir) oksijen hidrojenle birleşir ve su oluşur. Fakat bu olay sırasında bazen ‘elektrik kaçağı’ olarak tabir edebileceğimiz olaylar olur ve oksijen elektronlarla birleşerek aktif oksijen dediğimiz hücre içindeki moleküllere zarar veren yapılar oluşturur. İşte bu yapılar da yaşlanmanın en büyük nedeni olarak sayılıyor çoğu bilim insanı tarafından.
3.Hücre ölümü her ne kadar kulağa kötü bir olaymış gibi gelse de aslında hayatın devamlılığı için en önemli olan olaylardan biridir. Hücre ölümü için çok çeşitli yollar vardır.Ve bunlardan vücut tarafından en yaygın olarak kullanılanı yani apoptoz mitokondrilerde gerçekleşir.
4.Vücudumuzda bulunan tüm mitokondrilerin orijini annemize dayanır. Çünkü döllenme sırasında spermin mitokondrileri yumurtanın içine girmez. Böylece zigotun tüm mitokondrileri de anneden gelmiş olur.
5.Mitokondriyi diğer organellerden ayıran önemli bir özelliği de kendi DNA’sını içermesidir. Mitokondri toplamda 37 adet gen içerir ve bunlardan 13 tanesi protein kodlar. Geri kalan genler ise mitokondri de görev yapacak RNA’ları kodlar. Ama tabi ki bu RNA’lar ve proteinler mitokondrinin tüm işlevlerini yapması için yeterli değildir. Yani mitokondri de diğer tüm organeller gibi hücre genomu tarafından sentezlenecek ürünlere bağımlıdır.
Mitokondrinin görevleriyle alakalı olarak söylüyeceklerim bu kadar :) Yazıyı sonlandırmadan önce bilim dünyasındaki bir gelişmeden de bahsetmek istiyorum. Bildiğimiz üzere ökaryot hücrelerini prokaryot hücrelerden ayıran temel özellik organellere sahip olmaları. Ve bu zamana kadar bilim insanları tüm ökaryot hücrelerin mitokondrilere sahip olduğunu düşünüyordu. Fakat yapılan son araştırmalar kemirgenlerde hücre içi paraziti olan ve ökaryot olarak bilinen Monocercomonoides canlısında mitokondri ve mitokondriyle alakalı proteinlerin bulunmadığını gösterdi. Ve bu sonuç bilim dünyasını oldukça şaşırttı.
Gördüğümüz üzere bilim dünyasında her geçen gün bildiklerimizi dipten değiştirebilecek gelişmeler oluyor. Sanırım ben de bu dinamizmi seviyorum. Okuduğunuz için çok teşekkür ederim.Hepinize mutlu günler.Sevgiler,Merve.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder